DAYDREAMS

Kaçkar Fest: Çadırımızı Kaptık Gittik

İlk kamp maceramı bundan iki sene önce California’da Joshua Tree National Park’ta çölde, çadırsız sadece uyku tulumunda uyuyarak yaşamıştım. Temiz havada ve yıldızlarla dolu bir gecede hayatımın en güzel ve rahat uykusunu uyumuştum. Sonrasında kendime bir çadır aldım ve iki senedir her sene en az bir kez kampa gitmeye çalışıyorum.

IMG_4576

Karadeniz taraflarına gitmek, kamp yapmak bir süredir aklımdaydı. Kaçkar Fest’i ve harika programını görünce sağolsun macera dolu fikirlerimi hiç geri çevirmeyen cesur arkadaşım Nur’u ikna ettim ve kayıt olduk.

Kaçkarfest nedir?

“Çadırını alıp geliyorsun.
Türkiye’nin en güzel dağlık alanında nefesleri tutacağımız 3 gün. Doğa yürüyüşleri, konserler, rafting, zipline, horon öğretisi ve yoga.
Fırtına Vadisi’nin tam kalbinde muhteşem bir kamp ve festival alanı. Yüreği hoplatacak kadar güzel şelaleler, el değmemiş muhteşem yaylalar, yaşlı ormanlar, sıkı dostluklar, hırçın dereler, rengarenk çiçekler. İnsan daha ne ister ki Tulum sesinin kulaklara değil gönüllere işlendiği noktanın adıdır KAÇKARLAR.”

Macera dolu kamp hikayemiz Trabzon uçağına binmemiz ile başladı. Kamp programı Cumartesi saat 12:00’de Çamlıhemşin’de buluşma ile başlıyordu. Çamlıhemşin’e gitmek pek kolay değil; Rize’yi geçerek Ardeşen’e gitmek gerekiyor, oradan da minibüs kalkıyor. Biz hem yorgunluk olmasın, hem de geç kalmayalım diye Cuma gecesi yola çıkarak Rize’de kalmayı ve sabah Çamlıhemşin’e geçmeyi planlamıştık.

Öncelikle uçağımız bir saat rötar yaptı, pek sorun etmedik, havaalanında biralarımızı yudumladık. Türbülanslarla dolu bir uçuş sonrasında Trabzon havalalanı üzerinde bir iki tur attık ve hava koşullarından dolayı Samsun’a iniverdik. Bir grup sinirli Trabzonlu ve Arap turist ile uçakta mahsur kalarak hava koşulları düzelene kadar Samsun’da uçak içerisinde bekledik. Uşağun biri uçaktan inmek istedi, sigara içecekmiş, başka arkadaşları ile konuşmuş onlar Trabzon’a inmiş. Çok sinirli pilota. Hostesler de pek iyi idare edemedi durumu. Biz en son ‘Trabzona gidebilecek miyiz, Rize’ye nasıl gideriz bu saatte?’ diye düşünürken ‘Böyle yaparsanız Trabzon’a gidemezsiniz’ diyen hostese karşılık adamın ‘Cimsin lan sen, yakarım bu uçağı’ cevabı ile Karadeniz insanını tanımaya ve hikayelerimizi biriktirmeye başladık.

Neyse ki sağ salim Trabzon’a indik ve Havaş’la Rize’ye geçtik. Sabah da Rize’den Çamlıhemşin’e direkt dolmuş varmış, bir saat süren yolculuk sonrasında sonunda ulaştık Çamlıhemşin’e. Rize’de dolmuşa bindiğimiz yerin önündeki fırından da kete aldık, o taraflara giderseniz mutlaka deneyin. Bol tereyağlı bir poğaça çeşidi, yalnız Karadeniz tereyağı muhteşem olduğundan yediğim en lezzetli poğaçaydı diyebilirim. Sonradan içi boş, sade kete bulamadık tekrar, her yörenin ketesi ayrıymış, Çamlıhemşin’de gelin ketesi denilen içi helvalı kete vardı mesela.

Sonuç olarak 18 saat süren yolculuğumuz sonunda Çamlıhemşin’e ulaştık, hiç de kolay olmadı. Peru’ya gidebilirdik mesela bu kadar saatte ve çabayla:)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kamp alanımız Çamlıhemşin’e 7km uzaklıktaki Ada Kamp’tı. 3 gün boyunca Ada Kamp evimiz oldu; burada yattık, burada kalktık, tuvalet sırası bekledik, yemek yedik, kamp ateşi etrafında şarkı söyledik, bazen yıkanamadığımız için söylendik, bazen çok keyiflendik, her akşam horon teptik, tulum sesi Karadeniz türküsü eksik olmadı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

3 gün boyunca çok yoğun bir programımız vardı. Tuvalet sayısı az olduğundan (200 kişi için 2 tuvalet) sabahları kalkıp ilk iş tuvalet sırası beklemek ile geçiyordu. Duş olmadığından da günün en güzel anı ellerimi yıkamak ve dişimi fırçalamaktı, üzerine bir de deodorantımı sıktım mı duş almış kadar oluyordum. Sonraki iş: telefonu boş fiş bulursan şarja koy ve kahvaltı sırasına gir. Böylece güne başlıyor ve dolmuşlara binip günlük rotamıza doğru yol alıyorduk.

Az zamanda çok yer gezdik ve sanıyorum Karadeniz’in en seçilmiş, ‘creme de la creme’ manzaralarını gördük, parkurlarını yürüdük. İlk gün öğleden sonra Tar Şelalesi’ne gittik. Kolay bir tırmanıştı yaklaşık 2km çıtık bu harika şelaleye ulaşmak için.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

İkinci gün rotamız buzul gölleriydi. Kahvaltı sırası bize gelene kadar poğaça ve peynir bittiğinden kahvaltımızı Kavrun yaylasında ettik ve ilk muhlamamızı yedik. Akıllara zarar. Peynir üstü tereyağ! Teryağ nasıl muhteşem kokuyor anlatamam! Muhlamayı yedik ve başladık tımanışa.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

2800 metrede bulunan Ceymakcur geçidini aşıp Karadeniz Buzul Gölü’ne vardık. Çok zor bir parkurdu, tırmanış yaklaşık iki saat sürdü ve çok dikti. Ama ulaştığımız manzara buna değerdi gerçekten. Sonrasında giydik mayolarımızı atladık gerçekten ‘buz gibi’suya. Hayatımda girdiğim en soğuk suydu sanırım. Ayaklarım uyuştu. Ama çıkınca o kadar güzel oldu ki anlatamam. Ayrıca kaç kez 2800 metre yükseklikte bir göle girme şansınız olur ki?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

IMG_3889

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üçüncü gün ise Karadeniz’in en güzel 3 yaylası arasında bulunan parkuru Amlakit, Hazindak ve Pokut arasını yürüdük. Öncelikle Pokut Yaylası’na geldik, Ayder’den araçla çıkması 1,5 saate yakın sürüyor. Burada manzara muhteşem! Çok şanslıyız hiç sis yok, normalde hep sisli olurmuş aşağısı görünmezmiş.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Burada tam tepede Pokut Doğal Konukevi var, kahvaltısı ve manzarası muhteşem. Bir sonraki sefer mutlaka bir gece burada kalmak ve bu manzaraya karşı bir kadeh kaldırmak şart.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Pokut Dağ Konukevi’nin muhteşem manzaralı terasındaki huzur dolu gülümsemem ve ben.

Yaklaşık iki saatlik bir yürüyüş sonrasında Hazindak Yaylası’na ulaştık. Bir gün öncesine göre daha kolay bir yürüyüştü, en sonda zor bir tırmanış vardı. Dağlarına arasında, sisler içerisinde bir orman boyunca yürüdük. Hazindak’ı biraz geçince mola verdik, kumanlarımızı yedik biraz dinlendik. Manzaralar büyüleyici.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

IMG_4049

IMG_4062

Sonra Amlakit’e doğru yola öçıktı. Hayatımda yürüdüğüm en güzel patika yoldu burası. Şelaleler, envai çeşit ağaç, çiçekler kocaman bir botanik ormandayız. Hayatımda yürüdüğüm tartışmasız en güzel parkurlardu. Sonra atladık Osman Abi’nin minibüse, gittuk Fırtına Deresi’ne rafting yapmaya.

IMG_4052

IMG_4060

IMG_4054

IMG_4057

Koşuşturma içerisinde ve aksiyon dolu kampımız bittiğinde ise son günümüzü keyif yaparak geçirdik. Kampın hemen ilerisindeki Çinçiva Köyü merkezindeki Çinçiva Kahve’ye yürüyerek ‘epik’ bir kahvaltı yaptık. Anlatamam, yemeniz lazım. Muhlama şovdu. Yanında muhteşem, hayatımda yediğim en güzel kaymak ve yaban mersini reçeli. Sonunda bir şekersiz Türk kahvesi keyfi de yaptık dereye karşı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Hemen karşısında ise Zua Kahve var, orada da bir filtre kahve keyfi ve tatlısız üç saatten fazla dayanamayan arkadaşım Nur için dağ meyveli sakızlı muhallebi ziyafeti çektik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Son saatlerimizi de Çamlıhemşin’e inerek, köyün en tatlı, yediodalı butik oteli Moyy Mini Otel’in Fırtına Nehri’ne bakan arka terasında dağ çayı içip ayaklarımızı uzatarak geçirdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

‘Tuvalet az’, ‘Duş yok’ vs. gibi şikayetlerle dolu ilk gecemizden sonra son gece kamp hayatına gayet alışmış, çadırdaki bir-iki örümcek ile beraber uyuyabilecek kıvama gelmiş ve doğayla bütünleşmiştik. Anladım ki; insan mecbur kalınca 21 değil 3 günde bulunduğu ortama alışıyor. Doğada olunca insan kendi çöpünü atıyor, çadırını, etrafını temiz tutuyor, daha yardımsever ve nazik oluyor. Kamp yapmak insanı doğaya, özüne ve birbirine daha çok yaklaştırıyor. Normal hayatta da hep böyle olabilsek, bu dünyada beraber yaşadığımızın farkında olabilsek aslında hayat olması gerektiği gibi olur. Ancak İstanbul’a ayak bastığınız ve o trafiğe girdiğiniz an herşey siliniveriyor işte. İstanbul’da havaalanından eve gitmek inanın yaylalar arası yürümek veya dağa tırmanmaktan çok daha zor!

Kaçkar Fest’te sınırılarımızı zorladık, hem fiziksel olarak, hem de temel ihtiyaçlarımız açısından:) Zordu, ama değdi ve unutamayacağımız, hayatımıza damgasını vuran harika bir tatil oldu. Belki kendimiz planlayıp çok daha rahat yerlerde kalıp, çok daha güzel yemekler yiyerek gezebilirdik ama bu güzel ve komik insanlar ile tanışma deneyiminin yerini tutmazdı. Ayrıca ülkemizde tüm festival ve konserler iptal edilirken lokal insanların düzenlediği, yerel sanatçıları da destekleyen böyle festivallerin olması çok sevindirici. Ne de olsa festival ve doğa insanıyız:)

Yani diyeceğim odur ki:

Karadenize gidin,

Doğaya çıkın,

Kamp yapın,

Yerel kampları, festivalleri destekleyin

Ve horon tepin!

Her çıkan probleme ‘sikinti yok’ felsefesi ile anında çözüm bulan, genç ve samimi Kaçkar Fest organizasyon ekibine amatör ruhla düzenledikleri bu keyifli, zorlayıcı ve unutulmaz kamp için tekrar teşekkürler.

Aferum!

Deniz Orbay.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s